28 Kasım 2012 Çarşamba

Adı: AYLİN

 Merhabalar,
 
      "Adı: Aylin", Ayşe Kulin'in yazdığı             otobiyoğrafik romandır..
 
Yaşanmış öykülerin belki de en etkileyicilerinden biriydi Aylin'in öyküsü..
 
Gerçekten dolu dolu, hesap yapılmadan, olayların sonuçlarının nereye varılacağı düşünülmeden yaşanmış bir hayat..
 
Her anı cesaret, her anı özgüven dolu bir yaşam, belkide tek başına Aylin'in yaşadığı bir kaç yaşam..
 
 
Tabi ki Aylin'in yaşamından ders alınacak noktalar olduğu gibi, ibret alınacak dikkat edilecek noktalar da var, ama kitapta yazar Aylin'i tam anlamıyla mükemmel hatta mükemmel ötesi göstermiş, yapmaması gerekenleri yaptığında bile en ufak bir eleştiriye yer verilmemiş, kitabın mantığı Aylin yaparsa doğrudur olmuş, bu da insanı tabiki kitaptan soğutuyor, kitabın yanlı olması, Aylin'i yaptığı hatalara karşın eleştirmemesi  okuyucuya olumsuz yansıyor, bir hayat ne kadar farklı, canlı, hareketli olursa olsun, elbette hiç kimse mükemmel değildir, elbette bir yerde bir şeyler eleştirilmeli, eleştirilmese bile, yanlışlar doğru gibi gösterilmemelidir. Aylin'in hayatından olumlu yönde etkilendiğim kadar, yazarın bu tavrından da olumsuz yönde etkilendim doğal olarak..
 
Aylin'in ölümünün sebebinin bulunamaması da beni üzdü açıkçası, askeriye geçmişi olan bir insanın ölüm sebebine bu kadar kolay "Bilinmiyor" yazılmamalıydı, onca çabaya verilen onca emeğe yazık olmuş gerçekten..
 
Ayşe Kulin'in dili akıcı ve yalındı fakat kitapta olay örgüsü o kadar hızlı gelişiyorduki, bir ara arka arkaya bu kadar sıralanan olaylardan yoruldum ve ara verme gereği hissettim.. Dili ne kadar sade ve anlatımı ne kadar akıcı olsa da, kitapta olayların bu kadar hızlı anlatılması insanı yoruyor.
 
Kitaptan ufak bir alıntı:
 
"Aylin gerçekten kaza mı yapmıştı yoksa bir cinayete kurban mı gitmişti. Polis kayıtlarındaki raporlarda Aylin’in ölüm sebebi “Bilinmiyor” diye nitelendirildi. Ölümü de yaşamı gibi sıradışı olmuştu Aylin’in. Geride bıraktıklarının kafasında hayat boyu çözemeyecekleri soru işaretleri bırakmıştı."


8 Kasım 2012 Perşembe

Bin Muhteşem Güneş



 

Halit Hüseyni’nin (Khaled Hosseini) ilk kitabı Uçurtma Avcısı’nı okuduktan sonra ikinci kitabı olan Bin Muhteşem Güneş’i de ekledim kütüphaneme hemen ve kısa sürede de okudum.

Afganistan’da yaşayan iki kadının ayrı ayrı anlatılan hayatlarıyla başlıyor kitap, ilk önce Meryem var, hizmetçi olan annenin evin beyiyle yaşadığı yasak ilişkiden dünyaya gelen, psikolojisi bozuk annesiyle beraber küçük bir kulübede yaşayan, babasını haftada bir gün görebilmek için hafta boyunca bekleyen, annesinin intiharıyla 14 yaşındayken kendinden yaşça çok büyük bir adamla evlendirilen Meryem..

 Daha sonra ikinci karakterimize geçiyor kitap, Leyla. Eğitimli, kültürlü bir ailede yetişen, okuma hayalleri olan Leyla. İki oğlunu askere gönderdikten sonra kendini odasına kapatmış bir anneye fakat okuması, yetişmesi için büyük çaba sarf eden bir babaya sahip.

Kitabın devamında ise sürpriz bir şekilde bu iki kadının yolları kesişiyor ve yaşadıkları onca acı, dert, çaresizlik, imkansızlık, açlık, dostluk, sevgi çok etkileyici bir dille anlatılıyor yazar tarafından. Afganistan’da savaş ortasında yaşam mücadelesi veren birbirine kuma olan, bu iki genç ve çaresiz kadının yıllarca kocalarından çektikleri insanın yüreğine işliyor.

Ezilmeye horlanmaya mahkum Afganistan kadınlarından bahsediyor. Meryem’le başlıyor hayat ve Leyla’yla sonsuzluğa ulaşıyor.
 
 
Arka Kapak

Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan'ın Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi...

Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı'yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini'nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden...

Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar...

Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem.

Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla "beklenen" bir roman...

 

 


2 Kasım 2012 Cuma

Revenge

 
Severek takip ettiğim dizilerden biri de REVENGE.. Şu anda dizinin 2. sezonu çekiliyor ve ben de 2. sezona başlamış durumdayım.
 
Dizinin konusundan biraz bahsetmek gerekirse; Amanda adlı küçük kız babasıyla mutlu bir hayat yaşamaktadır, fakat bir gün Amanda'nın babası çalıştığı şirketin patronu ve sevgilisi tarafından iftiraya uğrar ve teröristlere para aklamak suçundan hapse atılır, Amanda'da tabiki yetimhaneye...
 
Amanda babasına kızgın bir şekilde yetimhanede ve ıslah evinde yaşam mücadelesi verirken babasıda hapiste öldürülür. Amanda ıslah evinden çıktığında ise babasının eski bir arkadaşı olan Nolan, babasının Amanda'ya bıraktığı günlüğü ona götürür. Günlükten herşeyi öğrenen Amanda, babasının intikamını almak için eğitim aldıktan sonra, babasına iftira atan ailenin yaşadığı yere yerleşir ve olaylar bu şekilde başlar.
 
Çok severek izlediğim dizinin bugünlerde Türk versiyonunun çekileceğini öğrendim. Biraz hayal kırıklığına uğradım ama olsun, Beren Saat ve Mert Fırat'ın oynayacağı İntikam adlı Türk versiyonunu orjinali izlemiş biri olarak merak etmeye başladım, bakalım diziyle nasıl oynayacaklar!
 
Bu arada başrolü oynayan Amanda'ya da hayranım, çok güzel bir kız ve gerçekten intikam alırkenki soğukkanlılığı ve kararlılığına hayran olmamak imkansız, hem melek hem şeytan denecek türlerden..
 
İşte diziden bir kaç kare..