19 Haziran 2012 Salı

Sıkıcı Bir Yazı




          Uff sıkıldım, puff bunaldım.. Ne sıkıcı bir gün Allah'ım.. Bugün bitmez, bitse de nasıl biter.. Akşam olsa da eve gitsek..


 
                  Görüyorsunuz yukarıdaki klişeleşmiş cümleleri, bize ne kadar aşina, ne kadar dilimize yapışmış, tabiri caizse pelesenk olmuş, hatta
ezberimiz olmaktan çıkıp bir alarm gibi kurulmuş beynimize.. Günün belirli saatlerinde söyleyiveriyoruz, bazen farkında bile olmadan, neden sıkıldığımızı neden bunaldığımızı bile bilmeden..

          Bazen bu cümleleri istemsiz kurduğumun farkına varıyorum ve durup bi an düşündüğümde, kalıyorum iki arada bir derede.. O anda kendime şu soruyu yöneltiyorum; "Acaba hayattan mı sıkıldım yoksa kendimden mi?", diye.. İkiside ne feci di mi? O anda kendimde hangi cevabı bulursam bulayım farketmiyor, yinede aynı acıyı çekiyorum.

          Aslında her okuduğumuzda, her söylediğimizde sıkılmak eylemi bize ne kadar basit görünüyor olsada altında bize somurtan o kadar yoğun bir anlam var ki.. İşte biz hiç bir zaman bu anlamın farkına varamıyoruz. Hal böyle olunca, hayatımızda nedenini bile bilmediğimiz, düşük bir ihtimalle bilsekte nedeninden kaçındığımız, düzeltmek için, yenilenmek için hiç bir şey yapmadığımız çok can sıkıcı şeyler var. Hiç öyle somurtmayın, bu acı ve gerçek..

5 Haziran 2012 Salı

Küçük Mucizeler Dükkanı




Hem karakter olarak hem de yaşam tarzı olarak birbirinden çok farklı dört bayan karakter..

Bu dört bayan karakterin yollarının kesiştiği küçük, sıcacık ve samimi bir örgü kursu ve yün  dükkanı..

Tamamen farklı amaçlarla örgü ören dört bayan..



Lydia, dükkanın sahibi ve örgü kursunu veren bayandır, bi kaç kez kansere yakalanmış ve hayatı hastanelerde geçmiş, tedavi olduktan sonra hayata yeniden tututanan Lydia en çok sevdiği iş olan örgüyle ilgili bir şeyler yapmaya karar verir ve de bu küçük dükkanı ve örgü kursunu açar, orada öğrencileriyle ve öğrencilerinin birbirleriyle olan ilişkileri hayatına renk katar.

Carol, dükkana örgü öğrenmeye gelen bayanlardan biri, çok mutlu bir evliliği, iyi bir yaşamı olan Carol'un tek derdi ise çocuğunun olmamasıdır, tüp bebek tedavisi için işi bırakan Carol, şimdiden doğurmak istediği bebeğe battaniye örmek için kursun yolunu tutmuştur..


Alix, dükkana örgü örmeyi öğrenmek için gelen diğer bayanlardan biri, Alix ise örgü örmeyi hakimin verdiği toplum yararına çalışması gereken cezanın karşılığında öğrenmek istiyor.. Alix annesi babası tarafından küçükken terkedilmiş, video dükkanınba çalışarak kıt kanaat geçinen genç bir bayan, ev arkadaşı ve erkek arkadaşıyla olan ilişkileri kitapta önemli yer tutuyor..


Jaqueline ise örgü örmeyi öğrenmek isteyen sonuncu bayan, onun örgü örmedeki sebebi ise çok farklı, sevmediği istemediği bir gelini var ve gelini hamile, oğluna karşı iyi bir babanne olduğunu kanıtlamak için doğacak torununa battaniye örmek için kursa yazılıyor ve bebeğin doğumuyla, geliniyle ilgili fikirleri tamamen değişiyor.. Hatta yıllardır ilişkilerinin yürümediği kocasıyla da birden arası düzeliyor..


Kitap sıcak ve samimi bir dille yazılmış, karakterler hayatımızın bir parçası gibi gerçekçi, dili de oldukça akıcı. Ayrıca kitap her karakter açısından da mutlu sonla bitiyor, mutlu sonla biten kitaplara bayılıyorum. :)