22 Nisan 2012 Pazar

Game of Thrones



"Game of Thrones" ilk başlarda sıkıcı gelmişti, hatta bir ara bırakmayı bile düşünmüştüm, ama daha sonra bağımlılık yaptı..
Olayların içine girdikçe, karakterleri tanımaya başladıkça daha çok bağlandım diziye.
İlk başta sıkmasının nedeni sanırım çok fazla karakter, çok fazla olay döngüsü olması..
Tabi bu karakterleri öğrenip olayları çözmeye başlayana kadar biraz zaman gerekiyor.
Yani dizinin tadına varmak, heyecanla izlemek için bir kaç bölüm sabretmek gerekiyor..

"Game of Thrones" bir kitap serisinden uyarlanmış, Türkçe'ye de yeni yeni çevrilmeye başlanmış, hatta çevirisini şarkıcı Sibel Alaş yapıyormuş.

Kitaplarını da alıp okumayı düşünüyorum, eminim kitaplardaki tat çok daha farklı olacaktır diziden..

Dizinin jenerik müziğine ise bayılıyorum, diziye çok uymuş, dinlemek gerçekten çok zevkli..





Dizinin Tanıtımı :

"Hayranları tarafından uzun zamandır beklenen uyarmala sonunda HBO ekranlarına geliyor. R.R.Martin’in çok satan A Song of Ice and Fire serisinden uyarlanan dizi bu sonbahar-kış seyircileri ile buluşacak.İki yıl önce ortaya atılan fikirle beraber serinin hayranları ciddi bir ilgi göstermiş, yapımın gerçekleşmesi için beklenmedik ve alışılmadık bir şekilde destek göstermişlerdi.
7 kitap olarak planlanan serinin şu anda 4 kitabı piyasaya çıkmış durumda. Her kitabın bir sezona denk gelmesi planlanan serinin ilk sezonu bir pilot ve dokuz bölüm olarak hazırlanıyor.Hikaye, Westeros’ta yaşayan soylu Stark ailesinden Piskopos Eddard’ın kralın sağ kolu olmasıyla beraber ailenin bürokratik dalaverelerin içine çekilmesini anlatıyor.
Birçok fantazi romanın aksine gerek kitap gerek dizi de işlenen “Thrones” dünyası büyü veya insanüstü güçler yerine sert gerçekçilik içeriyor. Dizinin bir nevi kılıç-kalkanlı Sopranos gibi olmasını bekleyebiliriz. Yazının başındaki fotoğraf, yapımın HBO tarafından tanıtım amaçlı basına dağıttığı bir bölüm içi fotoğraf olmasıyla atmosfer hakkında belli oranda fikir sahibi olmamızı sağlıyor.
Dizinin kadrosuna gelince; Son derece kalabalık bir kadroya ev sahipliği yapan dizinin en önemli oyuncuları Eddard’ı canlandıran Sean Bean ve Catelyn Stark’a hayat veren Pride and Glory’den tanıdığımız Jennifer Ehle. Son dönemde Conan’ı canlandıracağı haberleri ile sık sık gündeme gelen Stargate:Atlantis’ten tanıdığımız Jason Momoa ise Khal Drogo rolüyle karşımıza çıkacak."
                                                                      Ned Stark

                                                            Daenerys Targeryen

                                                                         Jon Snow

Khal Drago

                                                                         Rob Stark


21 Nisan 2012 Cumartesi

Zar Adam-The Dice Man



Zarlara yaslanmış bir yaşam...
Zarlar insana ne kadar güven verebilir ki...
Bir metal parçasının her dediğini yapmak ne kadar mantıklı olabilir ki...

Bence hiç mantıklı değil, yazar ne kadar da zara kendi seçeneklerini verse de,
Bastırılmış parçalarımı ortaya çıkarmaya çalışıyorum, 

Kendimi parçalara ayırıyorum dese de,


Hayatta yapmak istediklerini yapıyor(buna cinayet ve sapıklıkta dahil),
Sonuçta zara bu tercihleri veren kendisi, zarı atan kendisi,
Sonrada "Ben zarın isteklerini yapıyorum." diyen kendisi...

Kitabın konusu, fikri orijinal olsa da, saçma ve tutarsız bir fikir,
Hatta bazı yerler de çok sıkıcıydı, konu akmak bilmiyordu..
Böyle tuhaf bir kitaptı işte..

Tam bitiyor diye sevinirken ise son sözünde bir sürprizle karşılaştım...
Daha önce başka bir kitapta okuduğum bir hikayeyi,
Hikayenin elemanlarını biraz değiştirerek, kurguyu aynı kullanarak,
son söz olarak yazmış..
Çok enteresan doğrusu, kitabı dün bitirdim ve hala şoktayım...

Kitabı tavsiye ediyor musun diye sorarsanız da, pek etmiyorum doğrusu..

Hatta kitabın devamı çıkmış, onu okumayı da hiç düşünmüyorum..
Belki sadece son sözünü okurum... :) :) :)

 



8 Nisan 2012 Pazar

İskender Pala-OD



""Yunus Emre Hazretleri'nin vefatından sonra Sarıcaköy'den ayrıldım. Karaman'da oğlunu buldum, onunla görüştüm. Fikrimi söyledim ve gerek kendisi, gerekse babası hakkında bazı tamamlayıcı bilgiler istedim. Sağ olsun, elinden gelen yardımı esirgemedi. Onun anlattıklarıyla babasınınkileri birleştirdiğimde "Bizim Yunus"un gariplik ve miskinlik içinde yaşamış bir insan-kâmil olduğunu gördüm. Huyu güzel, işi güzel, bilgisi güzel ve sözü güzeldi. Sanki Kaf Dağı'ndan Anadolu bozkırlarına tenezzül etmiş bir Simurg, Allah'ın bir zaman için yeryüzüne koyduğu bir ayna idi. O, bu yurtların gözbebeği idi. Ve elbette gözbebekleri her şeyi görür ama kendisi görmez.. Bu hayatı gizli kaldı. Okuyacağınız satırları hep onun anlattığı gibi kaydettim; çünkü gözlerinizi onun gözbebeğinize çevirmenizi istiyorum. Her ne ki o ve oğlu anlattı, ben burada naklettim. Söz onlarındır, yazı benim.""

İşte böyle başlamıştı Molla Kasım "Bizim Yunus"u anlatmaya. O bozkırın nadide bir gülüydü. Kendi bile uzun zaman farkında olmamıştı, ne kadar kıymetli bir aşka eriştiğinin. Şiirleri, gönlünden taştı durdu da, hocasından icazet almadan dile bile gelmedi. Dünyadan geçmiş, kendinden geçmiş, fakat eşi ve oğlunun hasretinden geçememişti, yıldızını güneşe katarak Allah'a yürümüş, şiirleri dilden dile dolaşmış, günümüze kadar gelmişti..

İşte böyle anlatılıyordu, İskender Pala'nın Od'unda.. Odun ki ne odun.. Od(ateş)-Un(Ateş veren şeydi)..
Yunus Emre'de yıllarca odun taşıyarak, bilmem zikri çekerek ulaşmıştı bu aşk ateşine.. Yunus Emre'nin hayatı bütün samimiliğiyle, bütün sadeliyle yazıya gelmişti, Molla Kasım'ın anlatımıyla.

Bir garip derviş, eşini ve bir oğlunu Moğolların istilalarında toprağa vermiş, bir oğlunu da yine Moğollar kaçırmıştı. Yıllarca küçük oğlunu, İsmail'ini aradı Yunus Emre. Anadolu'da dolaşmadığı toprak kalmadı yıllarca, 70 li yaşlarında son kez dua etti, oğlumu bir kez olsun dünya gözüyle göreyim diye ve oğlunu bulduğu gün, gözlerini tamamen kaybetti.

Öyle güzel, öyle ibretlik hikayeler vardı ki kitapta, etkilenmemek elde değildi, dili yalın, akıcı, elden bırakmak istenmeyecek bir kitap. Eşinin ve oğlunun bu kadar erken dünyadan göçüp gitmesine o kadar çok üzüldüm ki, İsmail'inin başına gelenleri o kadar çok merak ettim ki, oğluna kavuşmasını o kadar heyecanla bekledim ki.. Bende bozkırda Yunus Emre'yle bütün hayatını paylaştım, bütün duygularını zerre-i miskal olsada tattım.. İşte böyle bir kitaptı OD.. İskender Pala'nın kalemine sağlık..


ŞÖYLE HAYRAN EYLE BENİ
AŞKIN ODUNA YANAYIM
HER NE YANA BAKAR İSEM
GÖRDÜĞÜM SENİ SANAYIM

2 Nisan 2012 Pazartesi

İKİ CAMİ ARASINDA AŞK


      
       

        Öncelikle kitabın kapak tasarımını ve kapak renklerini çok beğendiğimi söylemek isterim. Kitabın dış görüntüsünden bahsetmişken iç görüntüsüde çok hoş, fakat kitapta sol sayfalar boş bırakılmış, yani 260 lık sayfalık kitaba 130 sayfalık anlatım diyebiliriz. Bundan dolayı kitabı okumak fazla zamanımı almadı, kısa sürede bitti. Tabi bunun sebeplerinden biri de kitabın sade ve yalın anlatımıdır.
      Mimar Sinan, Kanunu Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'a aşık olur, ve bu aşk yüzünden kendi içinde çok büyük acılar çeker. Mihrimah Sultan'a talip olmasına karşın, Hürrem Sultan hırsları yüzünden kızını Rüstem Paşa'yla evlendirir. Mimar Sinan'da aşkını, Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle yaptığı iki muhteşem, sırlı camiyle ölümsüzleştirir. Mimar Sinan, Mihrimah Sultan için Üsküdar'da ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane cami yapar, bu iki caminin adıda Mihrimah Sultan Camii'dir ve kitabın ismide buradan gelir. İstanbul'da her sabah güneş bu camilerden birinde doğarken, akşam başka birinden batmaktadır.


       Mihrü-Mah Farsçada Güneş ve Ay demektir. Mİhrimah Sultan'ın doğum günü olan 21 Mart gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu gündür. 21 Mart gününde gün batımı sırasında Edirnekapı’da bulunan caminin tek minaresinin arkasından güneş batarken aynı anda Üsküdar’daki caminin minareleri arasında ay doğmaktadır. Camilerdeki aşk sırrıda budur. Mihrimah Sultan'da bunu öğrendiğinde Mimar Sinan'ın aklına ve aşkına hayran kalır.

       Kitabın gerçekten çok etkileyici bir konusu varken, anlatımı çok sade olmuş, konusuyla olduğu kadar anlatımıyla etkileyemedi yazar beni, yani konusu bir tık önde diyebiliriz.

       Yine de Mimar Sinan, eserleri, zekası artı birde aşkı için okumaya değer bir kitap, kısa olduğu için fazla zamanınızıda almıyor zaten.


Arka Kapak :

18 yaşında kendi arzusu ile devşirilip payitahtta getirilen Sinan, Karaboğdan Seferi sırasında gördüğü Mihrimah Sultan'a aşık olur. Bu aşk, Sinan'a önce Prut Nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yaptırır.

Payitahtta dönüşte Mihrimah Sultan'ın evlendirilmesine karar verilir. Sinan ve Rüstem Paşa aday olur. Hürrem Sultan, siyasi nedenlerle kızı Mihrimah'ı Rüstem Paşa ile evlendirir.
Elli yaşında ve evli olan Sinan, bu evlilik üzerine kendini sanatına verir. Sarayın baş mimarı olur. Aşkını payitahtta yaptığı hanlar, hamamlar ve camilere yansıtır. Özellikle de aşkını Edirnekapı ve Üsküdar'da yaptığı iki cami arasına gizler.

Dünyaca ünlü mimar, Mimar Sinan'ın ve büyük aşkı Mihrimah Sultan'ı anlatan sürükleyici bir roman.


   

24 Mart 2012 Cumartesi

Bab-ı Esrar


      Çok sevdiğim arkadaşım Aslı'dan okumak için ödünç aldığım, okuma süresi biraz uzun sürsede nihayet bitirebildiğim Bab-ı Esrar'dan bahsedeceğim pu postta.
    
     Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabıydı.. Aslında kitabı okumamdaki en büyük etken ismi oldu. "Babı-ı Esrar (Sırlar Kapısı)", benim için gerçekten cezbedici bir isimdi. Maalesef kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

     Kitabı okumamdaki ikinci neden ise Hz. Mevlana ve Hz. Şems'in yaşamlarından, aşklarından parçalar sunmasıydı.

     Ahmet Ümit Hz. Mevlana ve Hz. Şems'in arasındaki ilişkiyi farklı bir boyutla farklı bir içerikle anlatmaya çalışmış. Ne yazık ki bunda da pek başarılı olduğu söylenemez. Hz. Mevlana ve Hz. Şems'in hayatını daha önceden okuduğum bildiğim kadarıyla, bu kitapta onlarla ilgili farklı şeyler anlatılmış. Kimya Hatun'un Şerms'le zorla evlendiğinden, Alaeddin'e aşık olduğundan ve Kimya Hatun'un Hz. Şems'i aldattığından hatta Kimya Hatun'un Hz. Şems yüzünden öldüğünden dem vurmuş, bunları açığa çıkarmaya çalışmış.

     Kitabın tasavvufla hiç mi hiç alakası yok, zaten bilgilendirici bir kitapta değil, yer yer sıkıldım, ve bu yüzden geç bitirdiğim kitaplardan biri oldu.

     Kitabın konusuna göre, Karen Kimya Greenwood, Konya'lı Türk bir babanın ve İngiliz bir annenin çocuğudur, babası bir dervişken Konya'da annesiyle tanışır ve onunla evlenerek İngiltereye gider. Kimya 12 yaşındayken ailesini terkeder ve bir sufiyle birlikte Pakistan'a yeniden ilahi aşkı aramaya gider. Kimya Hanım, babası onları terkedip bir adamın peşinden gittiği için babasına çok kızgındır. Yıllar sonra bir iş için Konya'ya yolu düşer, ve rüyalarında Hz. Şems ve Hz Mevlana
arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışır. Bir yandan da işiyle ilgili gelişmeler anlatılır.


    Eğer Hz Şems ve Hz Mevlana kitaba dahil edilmeseydi konu ve anlatım olarak güzel bir kitap diyebilirdim; okumaya değer diyebilirdim. Sadece kitabın son kısmında, Kimya Hanım'ın rüyasında babasıyla buluşmasını ve onu affetmesini beğendim, o rüyadan sonrada babasının öldüğü haberi geldi zaten.
 


Arka Kapak
"Ahmet Ümit'ın son romanı, Bab-ı Esrar...Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için… Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...

Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ
Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.
Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...



 


19 Ekim 2011 Çarşamba

Mükemmel Düzen

             Dünyanın ne kadar görkemli bir düzeni var. Bu düzene ayak uydurmak kolay mı? Elbette kolay değil. İnsanlar da dünyanın muhteşem düzeni içinde sakarlıklar yaparak ilerliyorlar. Yollar, köprüler, binalar vs vs, her şey insan elinden çıkma ve kusursuz değil. Ama tabiat, doğa öyle mi? Tek bir aksaklık, tek bir kusur mevcut değil. Her şey kuralına, her şey düzenine göre işliyor, hiç bir ayrıntı unutulmamış, hiç bir varlık sırasını karıştırmıyor. Evren insanlığa hizmet ediyor, tıkır tıkır işleyen, hiç teklemeyen ve teklemesi imkansız olan bir saat gibi.

             Tereddüt etmeden, olacak mı olmayacak mı diye düşünmeden bırakıveririz doğanın kollarına kendimizi. Bu ağaç yeşerecek mi, meyve verecek mi, toprak canlanacak mı, karınca yemini bulabilecek mi, leylekler göçecek mi, yapraklar sonbaharda dökülecek mi diye düşünmeden yaşarız doğayı. Sadece yaşarız. Çünkü biliriz ki doğa, muhteşem düzenini hiç bir zaman aksatmaz, insanoğlu gibi sakarlıklar, hatalar yapıp acaba dememize fırsat vermez. Her şey zamanına, sırasına amacına uygun gerçekleşir.



              Güneşimiz bizi ısıtmaktan, geceyle gündüzümüz bıkmadan usanmadan yer değiştirmekten, yıldızlarımız tüm güzelliğiyle parlamaktan, dünyamız şikayet etmeden dönmekten asla vazgeçmez, işleyişlerinden bir an bile taviz vermezler.



               İneğimiz süt vermekten, tavuklarımız yumurtlamaktan, horozumuz ötmekten, adını bildiğimiz bilmediğimiz milyonlarca hayvan görevlerini yerine getirmekten asla gocunmazlar.

              Çiçekler açar, ağaçlar yeşerir, meyveler olgunlaşır, toprak canlanır ve emrimize amadedir.


              Gelgelelim ki bu düzen içinde insanoğlu sakarlıklar ve hatalar yapmaktan bıkmaz usanmaz, hiç bir zaman bu düzeni örnek almayı beceremez. Kendi beceremediği gibi bu düzenin aksaması içinde elinden geleni yapar. Ağaçlar kesilir, hayvanlar öldürülür, doğanın sundukları hor kullanılır. Am abuna rağmen doğa asla bize küsmez ve sunduklarından vazgeçmez.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Aklından Bir Sayı Tut!!


                  Kitap okumayı da kitapçılarda gezinmeyi de çok seviyorum..Her hafta uğradığım kitapçıda, her seferinde gözüme takılan ama nedense bir türlü almaya karar veremediğim bir kitabı sonunda dayanamayıp aldım..Aslında daha çok tavsiye üzerine kitaplar okumayı tercih ediyorum ama bu kitabı bi kaç hafta en çok okunanlar arasında görünce dayanamadım..

                  Aslında kitabı okumamda beni etkileyen en önemli faktörlerden biri de, kitabın merak ettiren kapağı ve arka kapak yazısıydı..(Orijinal kapağını görünce biraz şok oldum ama, neden orijinalini kullanmamışlar merak ettim doğrusu..)


         


 Arka Kapak:
           Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut – 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… Küçük zarfı aç.”

“Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman.
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var,
Bay 658.”

Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap – Aklından bir sayı tut kolay kolay unutmayacağınız bir roman.

                  Arka kapağı merak edenler olmuştur tabiki..Fazla merak ettirmeden paylaşayım dedim..Kitabın polisiye olabileceği pek aklıma gelmemişti doğrusu..Sayılar gizemler..Bir oyun oynandığı kesindi ama nasıl bir oyun..Tabiki kitabı okurken kendimi dedektiflerin, polislerin, cinayetlerin ortasında buldum..

                  Kitabın kurgusu gayet başarılıydı, bazı eksiklikler vardı tabiki, bunu yazarın ilk romanı olmasına bağlayabiliriz belkide..Olaylar akıcı merak ve şüphe uyandıran bir şelikde işlenmişti. Çevirinin pek güzel olmadığını duydum, ne kadar doğru bilmiyorum ama, bir romanı orijanlinden okuyabilmek her zaman ayrıcalıktır tabiki..
                  Kitabı beğendin mi diye sorarsanız beğendim, okunmaya değer sürükleyici ve akıcı bir kitap ama mükemmel de diyemem doğrusu..Popüler, çok satan, çok konuşulan bir kitabı okumayı seviyorsanız kaçırmayın derim..Yorumlardan anladığım kadarıyla bu kitap daha çok satılacak ve konuşulacağa benziyor..
                  Kitabın içeriği hakkında pek konuşmamaya özen gösterdim..Eminim okumak isteyenler olacaktır, tadını kaçırmayalım şimdi değil mi?

          Yazarı merak edenler için John Verdon:
          John Verdon, Manhattan'daki bir çok reklam şirketinde yöneticilik pozisyonunda çalıştı. Ancak, kısa bir süre önce, bir gün hikayesindeki kahraman gibi eşiyle birlikte NewYork'un şehirden uzak kırsal bir kesimine taşındı. Yazarın ilk romanı olan 'Aklından bir sayı tut', yirmi ülkede en çok satanlar arasında ve uluslararası bestseller olmuş.

         John Verdon has held several executive positions with Manhattan advertising firms, but like his protagonist, he recently relocated with his wife to rural upstate New York. Think of a Number, his first novel, was an international bestseller, soaring to the top of bestseller lists in twenty countries.

Son olarak sizinle kitabın ingilizce tanıtım videosunu paylaşmak istiyorum.

Dipnot : Bu arada yazarın ikinci kitabı "Shut Your Eyes Tight"-Gözlerini Sıkı Yum(kendi çevirim) çıkmış..Bu kitaptan da başka bir blogda bahsederim belki..Kim bilir:)